
5 min
BLOG
Op. Dr. Caner Sarıkaya
Glial tümörler, beynin destek hücrelerinden olan glial hücrelerin anormal çoğalmasıyla oluşan tümörlerdir. Erişkinlerdeki tüm primer beyin tümörlerinin yaklaşık %70'ini oluştururlar. Bu oran, glial tümörleri nöronkolojinin en önemli konusu haline getirir. Aşağıda bu hastalığa dair en çok sorulan soruların tıbbi kaynaklara dayalı yanıtlarını bulabilirsiniz.
Glial tümörlerin tehlike düzeyi, büyük ölçüde tümörün derecesine (grade), lokalizasyonuna ve moleküler özelliklerine göre değişir. "Tehlikeli mi?" sorusunun tek bir yanıtı yoktur; tümörün hangi alt tipte olduğu belirleyicidir.
Düşük dereceli tümörler (Grade I-II): Yavaş büyürler (yılda yaklaşık 4 mm). Kural olmamakla birlikte genellikle kontrast tutmazlar. Yaşam süresi yıllarla ölçülür.
Düşük dereceli beyin tümörlerinin belirtileri, tanı yöntemleri ve tedavi seçenekleri hakkında ayrıntılı bilgiye makalemizden ulaşabilirsiniz.
Yüksek dereceli tümörler (Grade III-IV): Agresif seyirlidir. Glioblastom (Grade IV) en tehlikeli alt tiptir. Standart tedaviyle medyan sağkalım 15 ay civarındadır.
IDH mutasyonu etkisi: IDH mutasyonu ve 1p/19q delesyonu gösteren tümörler iyi prognozlu; IDH mutasyonu gösteren ancak 1p/19q delesyonu göstermeyenler orta prognozlu; IDH mutasyonu göstermeyenler ise kötü prognozludur.
Düşük dereceli glial tümörlerde, özellikle pilositik astrositom gibi Grade I tümörlerde, total cerrahi çıkarım küratif kabul edilmektedir; iyileşme mümkündür. Düşük dereceli beyin tümörü cerrahisi ve tedavi süreci hakkında detaylı bilgi için ilgili sayfamızı inceleyebilirsiniz. Diffüz, infiltratif yapıdaki gliomlarda ise tümörün beyin dokusuna sinsi biçimde yayılımı nedeniyle tam iyileşme çok daha güçtür. Yüksek dereceli gliomlarda günümüz tıbbıyla tam iyileşme sağlanamamakta; tedavi hastalığın ilerlemesini yavaşlatmaya ve yaşam kalitesini korumaya yönelik olmaktadır.
Çoğu beyin tümörünün kesin nedeni hâlâ bilinmemektedir. Bununla birlikte bilimsel araştırmalar çeşitli risk faktörlerini ortaya koymuştur:
İyonize radyasyon: Kafaya tedavi amaçlı yüksek doz iyonize radyasyon uygulanması glioblastom ve menengiom riskini artırmaktadır. Bugüne kadar kanıtlanmış en güçlü çevresel risk faktörüdür.
Genetik ve ailesel sendromlar: Nörofibromatozis tip 1 ve 2, Li-Fraumeni sendromu, tuberoz skleroz gibi ailesel geçişli genetik sendromlarda çeşitli beyin tümörleri görülebilir.
Viral etkenler: Bazı virüslerin merkezi sinir sistemi tümörlerine yol açtığı bildirilmektedir; ancak bu ilişki kesin olarak kanıtlanmamıştır.
Bağışıklık sistemi ile ilişkili durumlar: Alerji, astım ve egzema gibi bağışıklık sistemiyle ilgili bazı durumlarla tümör oluşumu arasında bağlantı bulunduğunu gösteren araştırmalar mevcuttur.
Elektromanyetik alan ve cep telefonu: Elektromanyetik alanla ve cep telefonu kullanımıyla tümör riskinin artışını gösteren araştırmalar bulunmaktadır; ancak bu konu bilim çevrelerinde tartışmalı olmaya devam etmektedir.
Diğer olası faktörler: Kafa travması, sigara ve alkol kullanımının potansiyel risk faktörü olduğuna ilişkin araştırmalar mevcuttur.
Glial tümörler arasında en tehlikeli olanı Glioblastom (GBM, Grade IV)'dur. Primer (IDH-wild tip) glioblastom, herhangi bir önceki belirti ya da daha düşük evreli bir hastalık olmaksızın ileri yaşta (ortalama 62 yaş) ortaya çıkar ve tüm glioblastomların yaklaşık %90'ını oluşturur. Cerrahi + radyoterapi + kemoterapi kombinasyonuyla ortalama sağkalım yaklaşık 15 aydır.
Ayrıntılı bilgi için Glioblastom belirtileri, tanı ve tedavisi makalemizde kapsamlı bilgiye ulaşabilirsiniz.
Glioblastomun tehlikeliliği yalnızca hızlı büyümesinden değil; beyindeki yayılım biçiminden de kaynaklanır. Tümörler ak maddeden çıkarak sinir yolakları boyunca yayılır. Korpus kallosum aracılığıyla her iki frontal lobu tutabilen "kelebek gliom" bu durumun en çarpıcı örneğidir.
Yüksek dereceli gliomlarda standart tedavi; cerrahi rezeksiyon sonrası radyoterapi ve kemoterapidir.
Glia kanseri, halk arasında glial tümörler için kullanılan genel bir ifadedir. Tıp dilinde bu tümörler gliom olarak adlandırılır. Gliomlar; beyin ve omuriliğin yapısal iskeleti ve destek sistemini oluşturan glial hücrelerden (astrositler, oligodendrositler, epandimal hücreler) kaynaklanır.
DSÖ 2016 sınıflamasına göre gliomlar histolojik özelliklerin yanı sıra moleküler ve genetik özellikler dikkate alınarak sınıflandırılır. Başlıca glial tümör tipleri:
Astrositomlar: Astrositlerden kaynaklanan tümörler. IDH mutasyon durumuna göre alt gruplara ayrılır.
Oligodendrogliomlar: Oligodendrositleri andıran hücreler içerir. IDH mutasyonu ve 1p/19q kodelesyonu taşır. Görece iyi prognozludur.
Glioblastom (GBM, Grade IV): En agresif glial tümör. Nekroz ve vasküler proliferasyon karakteristiktir. Ayrıntılar için yüksek dereceli beyin tümörü sayfamızı inceleyebilirsiniz.
Pilositik astrositom (Grade I): Çocuklarda en sık görülen gliom. Total cerrahiyle iyileşme mümkündür.
Glial tümörlerde yaşam süresi, tümörün tipi ve derecesiyle doğrudan bağlantılıdır. Aynı tanı altında bile moleküler özellikler sağkalımı önemli ölçüde etkiler.
IDH-mutant diffüz astrositom: Ortalama sağkalım 10,9 yıldır. Düşük dereceli beyin tümörlerinde prognoz ve tedavi sürecine dair kapsamlı bilgiye ulaşabilirsiniz.
Oligodendrogliom: Ortalama sağkalım 11,6 yıldır.
Sekonder glioblastom (IDH-mutant): Ortalama sağkalım 31 aydır. Glioblastom ve yüksek dereceli tümörlerde tedavi seçenekleri hakkında ayrıntılı bilgi için ilgili sayfamızı inceleyebilirsiniz.
Primer glioblastom (IDH-wild tip): Ortalama sağkalım 15 aydır.
Tanı sırasındaki yaş: 40 yaşın altında olmak iyi bir prognostik faktördür. 40 yaşın üzerinde olmak kötü prognostik bir işarettir.
Başvuru şekli: Nöbet ile başvuran, nörolojik defisiti olmayan ve performans durumu yüksek hastaların yaşam süresi daha uzundur.
Tümör boyutu ve yeri: Tümör çapının 4-6 cm'den büyük olması ve orta hat yapılarından karşı hemisfere geçmesi kötü prognostik göstergelerdir.
Cerrahi çıkarım miktarı: %97 ve üzeri rezeksiyonların sağkalımı belirgin biçimde uzattığı gösterilmiştir.
Moleküler faktörler: IDH1 mutasyonu en önemli prognostik faktördür. MGMT promoter metilasyonu varlığında tümörün temozolomid tedavisine yanıtı artmaktadır.
MRG'nin klinik kullanıma girmesiyle erken tanı ve erken cerrahi olanaklarının artması sayesinde glial tümörlerin sağkalım oranları önceki on yıllara kıyasla belirgin biçimde yükselmiştir.
DSÖ Grade IV glial tümör olan glioblastom, en agresif beyin tümörü olarak kabul edilmektedir. Primer glioblastomda (IDH-wild tip) cerrahi + radyoterapi + kemoterapi kombinasyonuyla ortalama sağkalım yaklaşık 15 aydır.
Sekonder glioblastom (IDH-mutant), daha düşük dereceli astrositomların malign dönüşümüyle gelişir ve daha genç hastalarda görülür (ortalama 44 yaş). Bu grupta ortalama sağkalım 31 aya kadar çıkabilmektedir.
Bu istatistikler büyük hasta gruplarından elde edilen ortalama değerlerdir. Bireysel sağkalım; hastanın genel sağlık durumu, tümörün lokalizasyonu, uygulanan tedavi ve moleküler profil gibi pek çok etkene göre farklılık gösterebilir.
Glioblastom tedavisinde temel yaklaşım; maksimum güvenli cerrahi rezeksiyon, ardından eş zamanlı radyoterapi ve temozolomid kemoterapisinden oluşur. Son yıllarda stereotaktik radyocerrahi ve hedefli tedaviler de tedavi protokollerine eklenmiştir. Glioblastom ve yüksek dereceli beyin tümörü tedavisi hakkında daha fazla bilgi için ilgili sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.
Beyin tümörünün türüne göre yaşam süresi dramatik biçimde değişmektedir. En uzun sağkalım süresi, yavaş büyüyen düşük dereceli tümörlerde görülür.
Grade I (Pilositik astrositom): Total cerrahiyle küratif. Düşük dereceli beyin tümörü cerrahisi ve sağkalım hakkında detaylı bilgi edinin.
Grade II (Oligodendrogliom): Ortalama sağkalım ~11,6 yıl.
Grade II (IDH-mutant diffüz astrositom): Ortalama sağkalım ~10,9 yıl.
Grade IV (Glioblastom): Primer tipte ~15 ay, sekonder (IDH-mutant) tipte ~31 ay. Glioblastom belirtileri ve tedavisi için ayrıntılı sayfamızı inceleyebilirsiniz.
Pleomorfik ksantoastrositomda total cerrahi çıkarım sonrası 5 yıllık sağkalım %90'ın üzerindedir. En önemli prognostik belirteç cerrahi çıkarım oranıdır.
Beyin tümörlerinin tehlike derecesi yalnızca malignite düzeyiyle değil, lokalizasyonuyla da yakından ilişkilidir.
Malignite açısından en tehlikeli tümörler yüksek dereceli glioblastomlar (Grade IV) ve anaplastik astrositomlar (Grade III)'dır.
Yüksek dereceli beyin tümörleri ve glioblastom hakkında kapsamlı bilgiye makalemizden ulaşabilirsiniz.
Lokalizasyon açısından ise beyin sapı ve talamus gibi hayati yapılardaki tümörler küçük boyutlarına karşın ağır nörolojik tablolara neden olabilir. Beyin tümörünün tehlikelilik düzeyi; tümörün tipi, derecesi, lokalizasyonu ve hastanın bireysel özellikleri bir arada değerlendirilerek belirlenir.
DSÖ'nün 2016 yılında yayınladığı güncel sınıflamaya göre merkezi sinir sistemi tümörleri oldukça kapsamlı bir liste oluşturmaktadır. Başlıca kategoriler şunlardır:
Diffüz astrositik ve oligodendroglial tümörler (glioblastom dahil)
Diğer astrositik tümörler (pilositik astrositom, pleomorfik ksantoastrositom gibi)
Epandimal tümörler, koroid pleksus tümörleri, pineal bölge tümörleri
Embriyonel tümörler (medulloblastom dahil)
Kranyal sinir tümörleri (schwannom gibi)
Menengiomlar, mezenkimal tümörler, lenfomalar, germ hücreli tümörler, sellar bölge tümörleri
Primer beyin tümörlerinin yanı sıra, vücudun başka bir bölgesindeki kanserin beyne yayılmasıyla oluşan metastatik (sekonder) tümörler primer beyin tümörlerinden daha sık görülür. Kanserli hastaların %10-15'inde beyin metastazı gelişir. En sık metastaz kaynakları akciğer, meme, böbrek, kolorektal kanser ve melanom'dur.
Evet. Beyin tümörleri büyüdükçe kafaiçi basıncı artırarak kulakta dolgunluk veya basınç hissi ve işitme değişikliklerine yol açabilir.
Öte yandan vestibüler schwannom (eski adıyla akustik nörinom) gibi işitme ve denge sinirinden kaynaklanan tümörler doğrudan işitme kaybı, kulak çınlaması (tinnitus) ve baş dönmesine neden olabilir.
Beyin tümörlerinin genel belirtileri arasında baş ağrısı, mide bulantısı, kusma, nöbet, konfüzyon, ekstremitelerde güçsüzlük veya duyu kaybı, afazi, görme alanı defekti ve yutma güçlüğü sayılabilir. Kulaktaki belirtilerin beyin tümörüyle ilişkili olup olmadığı ancak nörolojik muayene ve görüntüleme ile netleşebilir.
Evet, mide bulantısı ve kusma beyin tümörlerinde görülen önemli belirtilerden biridir. Bu durum genellikle kafaiçi basıncının artması sonucu kusmayı kontrol eden beyin merkezlerinin etkilenmesine bağlıdır.
Beyin tümörüyle ilişkili mide bulantısı genellikle sabahları daha belirgindir ve çoğunlukla şiddetli baş ağrısıyla birlikte görülür. Mide bulantısı pek çok durumda ortaya çıkabildiğinden tek başına beyin tümörü tanısına yetmez. Ancak yeni başlayan, nedeni açıklanamayan baş ağrısı, mide bulantısı ve nörolojik bulgu üçlüsünün birlikte görülmesi mutlaka tıbbi değerlendirme gerektiren bir tablodur.
Glial tümörlerin büyük çoğunluğu sporadik, yani kalıtımsal olmayan nedenlerle ortaya çıkar. Ancak belirli genetik sendromlar varlığında ailesel bir yatkınlık söz konusu olabilir.
Glial tümör riskini artıran genetik sendromlar arasında şunlar sayılabilir: nörofibromatozis tip 1 ve 2, Li-Fraumeni sendromu, tuberoz skleroz, von Hippel-Lindau hastalığı ve diğer nörokütanöz sendromlar (fakomatozlar).
Tuberoz sklerozlu hastalarda lateral ventrikül duvarında subepandimal dev hücreli astrositom gelişimi özellikle dikkat çekicidir. Nörofibromatozis tip 1 ile optik yolak gliomları arasında da güçlü bir ilişki vardır.
Aile öyküsünde beyin tümörü olan bireyler nöroloji uzmanına başvurarak genetik danışmanlık alabilir. Ancak çoğu glial tümör, aile öyküsü olmaksızın ortaya çıkmaktadır.
Glial tümörler tüm hastalar için iyi huylu veya kötü huylu şeklinde genellenemez. DSÖ sınıflamasında Grade I ve II tümörler düşük dereceli kabul edilir; ancak "düşük dereceli" ile "iyi huylu" kavramları eşdeğer değildir.
Pilositik astrositom (Grade I) en iyi huylu glial tümör olarak kabul edilir. Düzgün sınırlı, kistik yapıda olan ve total cerrahi çıkarımla küratif sonuçlar elde edilen bu tümörde 5 yıllık sağkalım oldukça yüksektir.
Düşük dereceli beyin tümörü tedavisi ve cerrahi seçenekler hakkında makalemizden daha fazla bilgi edinebilirsiniz.
Buna karşın diffüz, infiltratif yapıdaki düşük dereceli gliomlar (Grade II diffüz astrositom, oligodendrogliom) beyin dokusuna sinsi biçimde yayılır ve zamanla yüksek dereceli malign dönüşüm (anaplastik transformasyon) riski taşır. Bu nedenle "iyi huylu" tanımlaması dikkatli kullanılmalıdır.
Düşük dereceli glial tümörlerde cerrahi tedavi hastalığın seyrini olumlu etkiler, yaşam kalitesini artırır ve ayrıntılı moleküler tanı olanağı sağlar.
Sonuç olarak glial tümörün iyi huylu sayılıp sayılamayacağı; tümörün alt tipi, derecesi, lokalizasyonu, moleküler özellikleri ve cerrahi çıkarım oranına göre nöronkoloji uzmanı tarafından bireysel olarak değerlendirilmelidir.
Beyin tümörü ameliyatı esnasında kraniotomi tekniği kullanılır. Kraniotomi tekniğinde beyin tümörünü çıkarmak amacıyla kafatasında kontrollü bir pencere açılır.
Beyin ameliyatı, kraniyotomi beyin tümörü, damar hastalığı veya travma gibi nedenlerle bu ameliyatlarda kafatasının bir bölümünün açılarak beyne ulaşılması için uygulanan cerrahi yöntemdir.
Beyin ameliyatı, tümörler, damar tıkanıklıkları ve beyin kanamaları gibi ciddi nörolojik hastalıkların tedavisinde uygulanan, yüksek hassasiyet gerektiren bir cerrahi işlemdir.
Düşük dereceli beyin tümörü (low grade glial tümör), genellikle yavaş büyüyen, daha az agresif seyirli ve erken evrede daha başarılı şekilde tedavi edilebilen bir tümör tipidir.
Beyin ameliyatı geçiren bir kişinin iyileşme süresi, ameliyatın türüne ve hastanın genel sağlık durumuna bağlı olarak genellikle birkaç haftadan birkaç aya kadar sürebilir.
Glioblastom ve yüksek dereceli beyin tümörleri belirtileri, tanı yöntemleri ve tedavi seçenekleri hakkında bilmeniz gerekenler
Beyin ameliyatı sonrası süreç, hastanın genel durumu ve ameliyatın kapsamına göre önce yoğun bakımda izlemle başlar, ardından taburculuk sonrası fiziksel, zihinsel ve duygusal rehabilitasyonu içeren kademeli bir iyileşme süreciyle devam eder.
Beyin ameliyatı, tüm cerrahi işlemlerde olduğu gibi enfeksiyon, kanama ve anesteziye bağlı risklerin yanı sıra nörolojik hasar, felç, konuşma bozukluğu gibi kalıcı komplikasyonlar riski de taşıyan ciddi bir girişimdir.
Bel kayması ameliyatı, omurlar arasındaki bozulmuş dengeyi düzeltmek ve sinirler üzerindeki baskıyı gidermek amacıyla uygulanan cerrahi bir yöntemdir. Bu operasyonun temel hedefi, omurgayı stabilize ederek hastanın ağrı ve hareket kısıtlılığı gibi şikayetlerini kalıcı olarak hafifletmektir.

Vidasız Kanal Daralması Ameliyatı
Vidasız kanal daralması ameliyatı, omurgaya vida veya plaka yerleştirilmeden yapılan cerrahi bir yöntemdir. Burada amaç, daralmış kanalı genişletmek ama aynı zamanda omurganın doğal yapısını korumaktır

Bel Fıtığı Ameliyatı Olanların Bilmesi Gerekenler
Bel fıtığı, bel bölgesindeki omurlar arasındaki diskin dışarı taşarak sinirlere baskı yapması sonucu bel ağrısı, bacak ağrısı ve hareket kısıtlılığına yol açar. Ameliyatta sinir basısını ortadan kaldırarak hastanın ağrılarını gidermeyi amaçlayan etkili bir cerrahi tedavi yöntemidir.
Karpal tünel sendromu, el bileğindeki sinirin sıkışması sonucu elde uyuşma, ağrı ve güçsüzlüğe yol açan bir sinir sıkışması hastalığıdır.
Düşük Ayak Nedir?
Düşük ayak, ayak bileğini yukarı kaldıran kasların zayıflığı veya sinir hasarı nedeniyle ayağın yürürken sürüklenmesine yol açan nörolojik bir durumdur.
Bel fıtığı ameliyatı, sinir üzerindeki baskıyı mikrocerrahi yöntemle kaldırarak ağrı, uyuşma ve güç kaybını hızlı şekilde azaltmayı amaçlayan etkili bir tedavidir.
Boyun fıtığı ameliyatı, omurilik ve sinir kökü baskısını mikrocerrahi veya ön servikal diskektomi yöntemleriyle gidererek ağrı, uyuşma ve kol güçsüzlüğünü hızlı şekilde azaltmayı amaçlayan güvenilir bir tedavidir.

Bel Kayması Ameliyatı Kaç Günde İyileşir?
Bel kayması ameliyatı, kaymış omurların vida–plak sistemleriyle yeniden hizalanıp sabitlenerek sinir basısının giderilmesini ve ağrı ile hareket kısıtlılığının kalıcı olarak düzeltilmesini amaçlayan etkili bir cerrahi tedavidir.
