
5 min
BLOG
Op. Dr. Caner Sarıkaya
Beyin tümörü teşhisi hem hasta hem de yakınları için son derece kaygı verici bir süreçtir. Ancak her beyin tümörü aynı değildir; bazıları yavaş büyür ve uzun yıllar boyunca kontrol altında tutulabilirken, bazıları daha agresif bir seyir izler. Bu yazıda beyin tümörlerini, belirtilerini, sınıflamalarını ve günümüzde uygulanan tedavi yaklaşımlarını hastalar ve yakınları için anlaşılır bir dilde ele alıyoruz.
Beyin tümörleri denildiğinde akla hemen en kötü senaryo gelebilir; ancak bu tümörler son derece geniş bir yelpazeden oluşur ve büyük çoğunluğu cerrahi ile kontrol altına alınabilir.
Primer beyin tümörleri, yani doğrudan beyinde başlayan tümörler, tüm kanserlerin yaklaşık yüzde ikisini oluşturur. Bununla birlikte, beyine vücudun başka bir bölgesindeki kanserden sıçrayan metastatik tümörler çok daha sık görülür; kanserli hastaların yüzde on ile on beşinde beyin metastazı gelişebilir.
Tümörler yaşa göre farklılık gösterir. Yetişkinlerde beyin tümörlerinin yaklaşık yüzde yetmişi beynin üst bölümünde (supratentoryal) yerleşirken, çocuklarda bu oran tersine döner ve tümörlerin yüzde yetmişi beynin alt arka bölümünde (infratentoryal) görülür. Yetişkinlerde en sık görülen primer beyin tümörleri sırasıyla gliomalar, meningiomlar ve schwannomlardır.
Malign (kötü huylu) beyin tümörlerinin dünya genelinde görülme sıklığı 100.000 kişide yaklaşık 4,25 olarak bildirilmektedir. Beyaz ırkta ve erkeklerde biraz daha sık karşılaşılmakla birlikte, meningiom ve hipofiz adenomları kadınlarda daha yaygındır.
Beyin tümörlerinin sistematik sınıflaması 1926 yılında yapılmış, günümüze dek Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından defalarca güncellenmiştir. 2016 yılında yayınlanan son sınıflamada artık yalnızca mikroskopik görünüm değil; genetik ve moleküler özellikler de tanıyı belirleyici hale gelmiştir.
Başlıca beyin tümörü kategorileri şunlardır:
Omurilik tümörleri de bu grubun bir parçasıdır. Primer merkezi sinir sistemi tümörlerinin yaklaşık yüzde on beşini oluşturur ve en sık schwannom, meningiom, ependimom ve astrositom olarak karşımıza çıkar.
Beyin tümörlerinin belirtileri, tümörün bulunduğu bölgeye ve büyüklüğüne göre önemli ölçüde farklılık gösterir. En sık karşılaşılan belirti baş ağrısıdır; bunu mide bulantısı, kusma, nöbet, zihinsel karışıklık, ekstremitelerde güçsüzlük veya uyuşma, konuşma güçlüğü ve görme alanı bozuklukları izler.
Tümörün yerleşim yerine göre belirtiler:
Baş ağrısı son derece yaygın bir şikayettir ve büyük çoğunluğu gerilim tipi baş ağrısı veya migren kaynaklıdır. Beyin tümörüne bağlı baş ağrısı ise belirli özellikleriyle ayrışır: sabahları daha belirgin olur, eğilme veya öksürme ile şiddetlenir, mide bulantısı veya kusma eşlik edebilir ve zamanla giderek artar.
Bu tablo intrakraniyal basınç artışının işaretidir ve acil değerlendirme gerektirir. Tek başına baş ağrısı varlığı beyin tümörü anlamına gelmez; ancak yukarıdaki özellikler bir arada görüldüğünde nörolojik muayene ve görüntüleme gecikmeden yapılmalıdır.
Epileptik nöbet, beyin tümörlerinde sık karşılaşılan ve zaman zaman hastalığın ilk belirtisi olan bir durumdur. Nöbet görülme riski; tümörün türüne, yerleştiği bölgeye ve beyin kabuğuna olan yakınlığına göre değişir.
Düşük dereceli gliomlar ve gangliogliomalar en yüksek nöbet riskini taşır; DNET (disembriyoplastik nöroepiteliyal tümör) gibi bazı tümörlerde nöbet oranı yüzde doksanı bile aşabilir. Öte yandan, sellar bölge (hipofiz çevresi) ve arka çukur tümörlerinde nöbet son derece nadirdir.
Lob bazında değerlendirildiğinde parietal lob tümörleri yüzde seksen, temporal lob tümörleri yüzde yetmiş dört, frontal lob tümörleri ise yüzde altmış iki oranında nöbetle seyredebilir. Metastatik tümörlerde nöbet oranı görece düşük olmakla birlikte melanom metastazlarında bu risk anlamlı biçimde artar.
Beyin tümörlerinin tedavisinde altın standart hâlâ cerrahidir. Ancak cerrahi her zaman tek başına yeterli değildir; tümörün türüne ve moleküler profiline göre radyocerrahi, radyoterapi, kemoterapi, immünoterapi veya hedefli tedaviler tedavi planına eklenir.
Tedavi seçenekleri:
Ameliyat sonrasında eline gelen patoloji raporu birçok hasta ve yakını için anlaşılması güç bir metin olabilir. Bu bölümde en sık karşılaşılan terimleri açıklıyoruz.
IDH (izositrat dehidrogenaz), tümör hücrelerinin biyolojik davranışını belirleyen kilit bir gen mutasyonudur. IDH mutasyonu olan tümörler, mutasyon taşımayanlara kıyasla her derecede daha iyi prognozlu kabul edilir. Ek olarak 1p/19q kodelesyonu da önemli bir prognostik işarettir: hem IDH mutasyonu hem de 1p/19q kodelesyonu taşıyan tümörler en iyi prognozlu grubu oluşturur. IDH mutasyonu olduğu hâlde 1p/19q kodelesyonu olmayan tümörler orta prognozlu, her ikisi de olmayan tümörler ise daha zorlu bir seyir izler.
Ki-67, tümör içindeki aktif olarak bölünen (prolifere olan) hücrelerin oranını gösteren bir biyobelirteçtir. MIB-1 adlı monoklonal antikor bu oranı ölçmek için kullanılır. Ki-67/MIB-1 indeksinin yüksek olması, tümörün hızlı büyüdüğüne ve yüksek dereceli olduğuna işaret eder. Kısaca: bu sayı ne kadar yüksekse tümör o kadar agresif büyüme eğilimindedir.
NOS (Not Otherwise Specified / Başka Türlü Belirtilmemiş), tümörün mevcut moleküler testlerle belirli bir alt gruba tam olarak yerleştirilemediği anlamına gelir. Bu çoğunlukla moleküler analizlerin henüz yapılmamış ya da teknik olarak gerçekleştirilememiş olmasından kaynaklanır; kötü huylu olduğu anlamına gelmez.
Doğru Tanı, Doğru Ekip
Beyin tümörü teşhisi tek bir hastalık değil, geniş bir yelpazedir. Hangi tümörün söz konusu olduğu; patolojik ve moleküler analiz, deneyimli bir nöroşirürjiyen, nöroonkoloji ve radyasyon onkolojisi iş birliğiyle netleşir. Günümüzde moleküler tanı ve kişiselleştirilmiş tedavi yaklaşımları, beyin tümörü hastalarının yaşam kalitesini ve sağkalımını önemli ölçüde iyileştirmiştir.
Eğer siz ya da bir yakınınız beyin tümörü teşhisi aldıysanız, sorularınızı çekinmeden uzmanınıza yöneltmenizi, ikinci görüş almanızı ve tedavi sürecine etkin biçimde katılmanızı öneririz.
Beyin tümörü ameliyatı esnasında kraniotomi tekniği kullanılır. Kraniotomi tekniğinde beyin tümörünü çıkarmak amacıyla kafatasında kontrollü bir pencere açılır.
Beyin ameliyatı, kraniyotomi beyin tümörü, damar hastalığı veya travma gibi nedenlerle bu ameliyatlarda kafatasının bir bölümünün açılarak beyne ulaşılması için uygulanan cerrahi yöntemdir.
Beyin ameliyatı, tümörler, damar tıkanıklıkları ve beyin kanamaları gibi ciddi nörolojik hastalıkların tedavisinde uygulanan, yüksek hassasiyet gerektiren bir cerrahi işlemdir.
Düşük dereceli beyin tümörü (low grade glial tümör), genellikle yavaş büyüyen, daha az agresif seyirli ve erken evrede daha başarılı şekilde tedavi edilebilen bir tümör tipidir.
Beyin ameliyatı geçiren bir kişinin iyileşme süresi, ameliyatın türüne ve hastanın genel sağlık durumuna bağlı olarak genellikle birkaç haftadan birkaç aya kadar sürebilir.
Glioblastom ve yüksek dereceli beyin tümörleri belirtileri, tanı yöntemleri ve tedavi seçenekleri hakkında bilmeniz gerekenler
Beyin ameliyatı sonrası süreç, hastanın genel durumu ve ameliyatın kapsamına göre önce yoğun bakımda izlemle başlar, ardından taburculuk sonrası fiziksel, zihinsel ve duygusal rehabilitasyonu içeren kademeli bir iyileşme süreciyle devam eder.
Beyin ameliyatı, tüm cerrahi işlemlerde olduğu gibi enfeksiyon, kanama ve anesteziye bağlı risklerin yanı sıra nörolojik hasar, felç, konuşma bozukluğu gibi kalıcı komplikasyonlar riski de taşıyan ciddi bir girişimdir.
Bel kayması ameliyatı, omurlar arasındaki bozulmuş dengeyi düzeltmek ve sinirler üzerindeki baskıyı gidermek amacıyla uygulanan cerrahi bir yöntemdir. Bu operasyonun temel hedefi, omurgayı stabilize ederek hastanın ağrı ve hareket kısıtlılığı gibi şikayetlerini kalıcı olarak hafifletmektir.

Vidasız Kanal Daralması Ameliyatı
Vidasız kanal daralması ameliyatı, omurgaya vida veya plaka yerleştirilmeden yapılan cerrahi bir yöntemdir. Burada amaç, daralmış kanalı genişletmek ama aynı zamanda omurganın doğal yapısını korumaktır

Bel Fıtığı Ameliyatı Olanların Bilmesi Gerekenler
Bel fıtığı, bel bölgesindeki omurlar arasındaki diskin dışarı taşarak sinirlere baskı yapması sonucu bel ağrısı, bacak ağrısı ve hareket kısıtlılığına yol açar. Ameliyatta sinir basısını ortadan kaldırarak hastanın ağrılarını gidermeyi amaçlayan etkili bir cerrahi tedavi yöntemidir.
Karpal tünel sendromu, el bileğindeki sinirin sıkışması sonucu elde uyuşma, ağrı ve güçsüzlüğe yol açan bir sinir sıkışması hastalığıdır.
Düşük Ayak Nedir?
Düşük ayak, ayak bileğini yukarı kaldıran kasların zayıflığı veya sinir hasarı nedeniyle ayağın yürürken sürüklenmesine yol açan nörolojik bir durumdur.
Bel fıtığı ameliyatı, sinir üzerindeki baskıyı mikrocerrahi yöntemle kaldırarak ağrı, uyuşma ve güç kaybını hızlı şekilde azaltmayı amaçlayan etkili bir tedavidir.
Boyun fıtığı ameliyatı, omurilik ve sinir kökü baskısını mikrocerrahi veya ön servikal diskektomi yöntemleriyle gidererek ağrı, uyuşma ve kol güçsüzlüğünü hızlı şekilde azaltmayı amaçlayan güvenilir bir tedavidir.

Bel Kayması Ameliyatı Kaç Günde İyileşir?
Bel kayması ameliyatı, kaymış omurların vida–plak sistemleriyle yeniden hizalanıp sabitlenerek sinir basısının giderilmesini ve ağrı ile hareket kısıtlılığının kalıcı olarak düzeltilmesini amaçlayan etkili bir cerrahi tedavidir.
