
5 min
BLOG
Op. Dr. Caner Sarıkaya
Omurilik tümörleri, omuriliği, sinir köklerini veya omurga kanalı içindeki zarları etkileyen, nispeten nadir ancak ciddi sonuçlar doğurabilecek neoplazmlar olarak tanımlanır. Her yıl milyonda yaklaşık 2–10 kişiyi etkileyen bu tümörler; erken tanı, doğru lokalizasyon ve deneyimli bir nöroşirürji ekibi tarafından uygulanacak cerrahi strateji ile büyük çoğunlukla başarılı biçimde tedavi edilebilir.
Omurilik tümörlerini anlamanın en temel yolu, onları yerleşim yerine göre sınıflandırmaktır. Bu sınıflama hem semptomları hem de tedavi yaklaşımını doğrudan şekillendirir.
Dura materin (omuriliği saran koruyucu zarın) dışında gelişen bu tümörler, en sık metastatik kökenlidir. Akciğer, meme, prostat ve böbrek kanserleri omurgaya sık sık yayılım gösterir. Ekstradural tümörler kemik yapıyı tutarak omurilik üzerine bası oluşturur. Tedavide cerrahi dekompresyon, radyoterapi ve sistemik onkolojik tedaviler bir arada kullanılır.
İntradural tümörler, dura mater zarının içinde yerleşir. Bu geniş kategori kendi içinde iki alt gruba ayrılır:
Omuriliğin kendisi dışında, ancak dura zarının içinde gelişen bu tümörler, tüm spinal tümörlerin yaklaşık %60–70'ini oluşturur. En sık görülen temsilcileri spinal menengiomlar ve spinal schwannomlardır. Omurilik üzerine dışarıdan bası yaparak semptom oluştururlar; tam bu nedenle erken tanı ve cerrahi ile nörolojik iyileşme şansı oldukça yüksektir.
İntramedüller tümörler, omuriliğin içinde, sinir dokusunun tam kalbinde gelişir. Bu grupta spinal ependimomlar ve astrositomlar ön plana çıkar. Omuriliğin anatomik yapısı içinde büyüdükleri için cerrahi teknik son derece kritik öneme sahiptir; ameliyat, mikroskobik hassasiyetle ve nöromonitörizasyon eşliğinde yapılmalıdır.
Spinal menengiom, araknoid hücrelerden köken alan, yavaş büyüyen ve büyük çoğunlukla benign (iyi huylu) karakterde bir tümördür. Spinal menengiomlar, tüm spinal tümörlerin yaklaşık %25–46'sını oluşturur ve intradural ekstramedüller grupta en sık görülen tümör olma özelliğini taşır.
Kimler risk altında? Spinal menengiom en sık 40–70 yaş arası kadınlarda görülür. Torakal (göğüs) bölge en yaygın yerleşim yeridir; bu bölgede omuriliğin kanalı dardır ve küçük bir tümör bile belirgin basıya yol açabilir.
Belirtiler nelerdir?
İlk belirti genellikle yavaş gelişen sırt ağrısı ya da tümörün altında kalan bölgede uyuşma ve güçsüzlüktür. Tümör büyüdükçe yürüme güçlüğü, mesane/bağırsak disfonksiyonu ve hatta paraparezi gelişebilir.
Tedavi: Cerrahi rezeksiyon, spinal menengiomda altın standart tedavidir. Deneyimli ellerde tam rezeksiyon sağlandığında nüks oranı son derece düşüktür. Kalsifiye tümörler veya omurilik damarlarına yapışık lezyonlar teknik açıdan daha zorlu olmakla birlikte, modern mikronöroşirürji teknikleriyle başarılı sonuçlar elde edilmektedir.

Spinal schwannom (diğer adıyla nörinom), Schwann hücrelerinden gelişen ve spinal sinir köklerini tutan benign bir tümördür. İntradural ekstramedüller tümörler arasında en sık görülen ikinci tümördür. Genellikle tek ve kapsüllü yapıdadır; bu özellik tam rezeksiyonu kolaylaştırır.
Lokalizasyon ve yayılım: Spinal schwannomlar omurganın her seviyesinde görülebilir; servikal (boyun) ve torakal bölge sık tutulum alanlarıdır. Bazı schwannomlar dumbbell (halter) şeklinde büyüyerek hem spinal kanalın içinde hem de dışında (paravertebral alanda) uzanım gösterir. Bu durum cerrahiyi teknik olarak daha zorlu kılabilir.
Belirti ve tanı: Radyopatik ağrı, yani sinir kökü boyunca uzanan keskin, yanıcı ağrı en tipik şikayettir. MRI (manyetik rezonans görüntüleme) tanıda vazgeçilmezdir; gadolinyum kontrastlı çekimlerde schwannomlar homojen kontrastlanma gösterir.
Nörofibromatozis tip 2 (NF2) hastalarında multipl spinal schwannomlar görülebilir; bu hastalarda rutin nörogörüntüleme takibi zorunludur.
Cerrahi tedavi: Mikronöroşirüjik teknikler eşliğinde gerçekleştirilen tam tümör çıkarımı kür sağlar. Tümörün bağlı olduğu sinir kökünün korunması ameliyatın en kritik basamağıdır. İntraoperatif nöromonitörizasyon bu aşamada hayati önem taşır.

Spinal ependimom, omuriliğin merkezi kanalını döşeyen ependimal hücrelerden köken alan, en sık görülen intramedüller spinal tümördür. Tüm spinal intramedüller tümörlerin yaklaşık %60–70'ini oluşturur.
Nerede ve kimde görülür?
En sık servikal omurilik ve konus medullaris/filum terminale bölgesinde yerleşir. Her yaş grubunda görülebilmekle birlikte, 4. ve 5. dekadlarda daha yaygındır. Nörofibromatozis tip 2 ile güçlü bir ilişkisi vardır.
Klinik tablo: Merkezi kordon sendromu (central cord syndrome) yapan spinal ependimomlar; ellerde ve kollarda güçsüzlük, ince motor işlev kaybı ve boyndan aşağıya yayılan ağrı ile başvurabilir. Filum terminale ependiomları ise bel ağrısı ve bacak ağrısı (kauda equina sendromu) ile kendini gösterir.
Tedavi ve prognoz: Spinal ependiomlar iyi kapsüllü tümörlerdir; bu özellik total gross rezeksiyonu mümkün kılar ve tam çıkarım yapılan hastalarda prognoz mükemmeldir. Kapsüle saygılı, dikkatli bir mikronöroşirürjikal diseksiyon; tümörün omuriliğe yapışık noktalarında sürekli nöromonitörizasyon eşliğinde yapılmalıdır. Tam rezeksiyon sağlandığında adjuvan radyoterapiye genellikle gerek duyulmaz.

Nöromonitörizasyon (intraoperatif nörofizyolojik monitörizasyon / IONM), günümüz omurilik tümörü cerrahisinin vazgeçilmez bir parçasıdır. Özellikle intramedüller tümör ameliyatlarında sinir doku hasarının anlık tespiti ve önlenmesi için kullanılır.
Temel Nöromonitörizasyon Yöntemleri
Somatosensöriyel Uyarılmış Potansiyeller (SSEP): Periferik sinirler uyarılarak elde edilen bu sinyaller, duysal yolların (posterior kordonu) bütünlüğünü değerlendirir. SSEP'te belirgin bir genlik düşüşü veya latans uzaması, duysal yolun tehlikede olduğuna işaret eder.
Motor Uyarılmış Potansiyeller (MEP): Transkraniyal elektriksel uyarı ile motor korteksten omuriliğe gönderilen sinyaller, bacak ve kol kaslarında ölçülür. MEP, kortikospinal yolun (motor yolun) bütünlüğünü gerçek zamanlı olarak değerlendirir ve omurilik cerrahisinde en kritik monitörizasyon yöntemi olarak kabul edilir.
Elektromiyografi (EMG) ve Sinir Kökü Monitörizasyonu: Özellikle schwannom ve ekstramedüller tümör ameliyatlarında tümörün yapışık olduğu sinir kökünün korunması için spontan ve uyarılmış EMG kayıtları kullanılır.
D-Dalgası: İleri merkezlerde kullanılan bu yöntem, kortikospinal yolun epidural kayıtlamasına dayanır ve özellikle MEP'in yorumlanamadığı durumlarda kritik değer taşır.
Nöromonitörizasyon ekibi (nörofizyolog) ile cerrah arasındaki anlık iletişim, sinyallerdeki değişikliğin nedenini hızlıca belirleyerek cerrahın pozisyon değiştirmesine, hemostaz gözden geçirmesine veya retraksiyonu azaltmasına olanak tanır. Bu sayede postoperatif nörolojik defisit riski anlamlı ölçüde azaltılabilmektedir.
Geleneksel omurilik tümörü cerrahisi; geniş laminektomi (omurga kemeri açımı), uzun cerrahi süresi ve uzun iyileşme dönemini gerektirirdi. Son yıllarda minimal invaziv spinal cerrahi teknikleri bu tabloyu köklü biçimde değiştirmiştir.
Minimal İnvaziv Laminektomi ve Hemilaminektomi: Ekstramedüller tümörlerin pek çoğunda, tek taraflı kemik açımı (hemilaminektomi) yeterlidir. Bu yaklaşım; kas hasarını minimize eder, omurganın stabilitesini korur ve postoperatif ağrıyı belirgin ölçüde azaltır.
Tübüler Retraktör Sistemleri: Küçük bir cilt insizyonundan tüp şeklinde retraktörler yerleştirilerek omurilik üzerinde hassas çalışmayı mümkün kılan bu sistemler; kas yırtımını ve kan kaybını önemli oranda azaltır.
Endoskopik Yaklaşımlar: Endoskopik spinal cerrahi, özellikle servikal ve torakal bölgedeki ekstramedüller lezyonlarda giderek artan oranda kullanılmaktadır. Yüksek çözünürlüklü görüntü, küçük insizyonlar ve hızlı taburculuk bu yaklaşımın başlıca avantajlarıdır.
Nöronavigasyon ve İntraoperatif Görüntüleme
Modern omurilik tümörü ameliyatları artık nöronavigasyon sistemleri, intraoperatif ultrason ve hatta intraoperatif MRI ile desteklenmektedir. Bu teknolojiler sayesinde cerrah, omuriliğin içindeki tümörü doku hasarını minimuma indirerek daha eksiksiz çıkarabilmektedir.
Tanı: MRI Her Şeyin Başlangıcı
Omurilik tümörlerinin tanısında kontrastlı MRI altın standart görüntüleme yöntemidir. T1 ve T2 ağırlıklı sekanslar, tümörün yerleşimini, omuriliğe olan ilişkisini ve dural uzanımını netlikle ortaya koyar. Gadolinyum kontrastı, tümörün vaskülarizasyonunu ve kan-beyin bariyeri bütünlüğünü değerlendirmede kritik rol oynar.
Bilgisayarlı tomografi (BT), kemik tutulumu olan tümörlerde ek bilgi sağlar. Bazı olgularda BT anjiyografi ya da spinal anjiografi ile vasküler yapı değerlendirilebilir.
Omurilik tümörleri, doğru tanı ve deneyimli ellerde yapılacak cerrahi ile başarıyla tedavi edilebilen hastalıklardır. İntradural ekstramedüller tümörler olan spinal menengiom ve spinal schwannom ile intramedüller kökenli spinal ependimom; mikronöroşirüjik teknikler, nöromonitörizasyon desteği ve minimal invaziv yaklaşımların bir araya gelmesiyle yüksek tam rezeksiyon oranlarına ve düşük komplikasyon profiliyle yönetilebilmektedir.
Her hasta farklıdır; tümörün büyüklüğü, yeri, histolojisi ve hastanın nörolojik durumu tedavi planını şekillendirir. Bu nedenle omurilik tümörü şüphesi taşıyan her hastanın deneyimli bir nöroşirürji merkezi tarafından değerlendirilmesi büyük önem taşımaktadır.
Bu makale bilgilendirme amaçlıdır ve tıbbi tavsiye yerine geçmez. Şikayetleriniz için bir nöroşirürji uzmanına başvurmanız önerilir.
Vertebroplasti, çöken ya da kırılan omur gövdesine özel kemik çimentosu enjekte edilerek omurganın stabilitesini artırmayı ve hastanın ağrısını hızlı şekilde azaltmayı hedefleyen minimal invaziv bir cerrahi yöntemdir.
Vertebroplastide kemik çimentosu doğrudan kırık omur içine enjekte edilirken, kifoplastide önce balon ile omurun çöken yüksekliği düzeltilir, ardından oluşan boşluk kemik çimentosu ile doldurulur.
Omurga kırıkları; ani başlayan sırt veya bel ağrısı, hareket kısıtlılığı ve bazen nörolojik bulgularla ortaya çıkabilir. Tedavi ise kırığın tipine ve şiddetine göre değişir; yatak istirahati, korse kullanımı, minimal invaziv yöntemler veya cerrahi stabilizasyon seçenekleri uygulanabilir.

Omurga Kırığı Ne Kadar Sürede İyileşir?
Omurga kırıklarında iyileşme süresi, kırığın türüne ve uygulanan tedaviye bağlı olarak değişmekle birlikte, çoğu hastada yaklaşık 4–6 hafta içinde iyileşme süreci başlar.

Omurga Kırığı Olursa Ne Olur?
Omurga kırığı geliştiğinde; şiddetli ağrı ve hareket kısıtlılığına ek olarak, bazı hastalarda sinir basısına bağlı uyuşma, güç kaybı hatta felç gibi ciddi nörolojik bulgular ortaya çıkabilir.
.
L2 vertebra kırığı, bel bölgesindeki ikinci lomber omurda travma veya osteoporoz sonucu meydana gelen bir kırık türüdür.

Omurga Ameliyatı Zor Mu?
Omurga ameliyatı, omurganın hem yapısal hem de sinirsel hassasiyeti nedeniyle dikkatle planlanması gereken, ancak deneyimli cerrahlar tarafından uygulandığında yüksek başarı oranları sunan bir cerrahi girişimdir.
Devamını Oku…
Kapalı omurga ameliyatları, küçük kesilerle gerçekleştirilen minimal invaziv yöntemlerdir ve bel fıtığı, boyun fıtığı, kanal darlığı ile omurga kırığı gibi durumlarda güvenle uygulanarak hastaların daha hızlı iyileşmesine katkı sağlar.
Vidasız dar kanal ameliyatı, omurga kanalında oluşan sinir sıkışmasını gidermek amacıyla vida kullanılmadan gerçekleştirilen minimal invaziv bir cerrahi yöntemdir.
Kapalı bel fıtığı ameliyatı, yaklaşık 1 cm’lik küçük bir kesiyle gerçekleştirilen minimal invaziv bir yöntemdir ve hastaların günlük yaşamlarına hızlı bir şekilde dönmelerine olanak sağlar.
Modern cerrahi teknikler sayesinde boyun fıtığı ameliyatı, küçük kesilerle güvenli şekilde uygulanabilmekte ve hastalar kısa sürede günlük yaşamlarına geri dönebilmektedir.

Bel kayması ameliyatı, omurlar arasındaki hizalanma bozukluğunu düzelterek sinir üzerindeki basıyı ortadan kaldırmayı ve hastaların ağrısız şekilde günlük yaşamlarına dönmesini sağlamayı amaçlayan etkili bir cerrahi yöntemdir.
Beyin ameliyatı, sağlıklı dokuların korunmasına özen gösterilerek mikrocerrahi tekniklerle uygulanan ve ciddi hastalıkların tedavisinde kullanılan ileri düzey bir cerrahi yöntemdir.

Ameliyatsız bel ağrısı tedavisinde TFSI, RF ve faset eklem enjeksiyonları gibi yöntemlerle sinir üzerindeki bası azaltılır ve hastaların günlük yaşamlarına daha hızlı dönmeleri sağlanır.

Düşük ayak, sinir hasarı veya bel fıtığı gibi nedenlere bağlı olarak ayağın yukarı doğru kaldırılamaması durumudur.
Karpal tünel sendromu ameliyatı, el bileğinde median sinir üzerindeki basıyı kaldırarak elde oluşan uyuşma, ağrı ve güç kaybını gidermeyi amaçlayan etkili bir cerrahi tedavi yöntemidir.
Kubital tünel sendromu ameliyatı, dirsek bölgesinde ulnar sinir üzerindeki basıyı ortadan kaldırarak elde oluşan uyuşma, ağrı ve güç kaybını azaltmayı hedefleyen bir cerrahi yöntemdir.
